Ortadoğu ve Mezopotamya’nın en kadim sazlarından biri olan erbane/def birçok kültürün, özellikle de inanç kültürlerinin kendini ifade araçlarından biridir. Antik çağlardan bugüne birçok ritüelin merkezinde yer almaktadır def, bu dönemlere ait kabartmalar, heykeller, resimler ve yazılı kaynaklar def ve varyasyonu enstrümanların bu çok eski tarihine ilişkin önemli ipuçları sunmakta, özellikle elinde defleriyle resmedilen kadınların, Tanrıçaların varlığı defin daha çok da kadınlar tarafından icra edildiğini göstermektedir. Yüzyıllar boyunca büyücüler, şamanlar, abdallar, dervişler, qewwallar çaldıkları deflerle, zikir ve cem gibi merasimleri yönetmiş, düğün ve cenaze, şenlik ve yas, savaş ve barış gibi insanlığın ortak durumlarını ve duygularını ifade etmiş, korkulara, hastalıklara çare bulmada defin sesine başvurmuştur.

Kimi anlatılarda defin tarihi evrenle ilgili yaratılış efsanelerine kadar uzanmaktadır. Hatta kendisinin Dünya’yı, Ay’ı, Güneş’i yahut Kozmos’u simgelediği, varlığın dört ana maddesini bünyesinde taşıdığı yönünde inanışlar mevcuttur. Bu nedenle öpülüp baş üstüne konduğu, duvarlara asıldığı, yere bırakılmasının dahi ayıp karşılandığı kültürlere de rastlanmaktadır.

İslam ve müzik konusunda birçok tartışma olsa da İslam kültüründe Hz. Muhammed’in hadislerinden hareketle, icrasına izin verilen belki de tek enstrümanın def olduğu söylenebilir. Bu sayede Kadirilik, Nakşibendilik, Rıfailik, Mevlevilik… gibi tarikatlar ve inanç grupları defi geçmişte olduğu gibi bugün de sahiplenmekte, icra etmektedirler. Tabii bu ritüeller toplumsal hayatın daha özel alanlarında, kapalı ortamlarda gerçekleşmektedir. Ebedi hayata kavuşmak için, zikirlerin kalpleri nurla doldurması için şiddetli bir darp ve yüksek sesle çalınır defler. Mevlana mezarı başında dahi def sesi duymak ister:

Mezarımı ziyarete gelirsen, üstümdeki toprak yığınının raks ettiğini görürsün
Kardeş mezarıma defsiz gelme, çünkü Allah meclisinde gamla oturmak yaraşmaz.

Kalenderilik, Melamilik, Haydarilik gibi inanç sistemlerinde de dervişlerin her zaman yanlarında def, kudüm, boynuz gibi enstrümanlar taşıdıkları, ilahiler okudukları, ateşin etrafında raks ve sema gösterileri yaptıkları aktarılır. Günümüzde özellikle Kürdistan’da derwêş olarak adlandırılan ve köy köy gezerek ilahiler okuyan gezgin erbanecilerin, geçmişteki dervişlik geleneğinden bugünlere kalan son temsilciler olduğu söylenebilir.

Yine Kürtlerin kadim dinlerinden olan Zerdüşlükte ve Yaresan da denilen Ehl-i Hak inancında def önemli bir yer tutmaktadır. Günümüzde özellikle Horasan bölgesinde yaşayan ve ritüellerini sürdüren Zerdüştlerin def eşliğinde gerçekleştirdikleri ayinler birçok araştırmacı tarafından merakla takip edilmektedir. Ehl-i Haklar serencam denilen ayinlerinde tembûr ve defi bir arada icra etmektedirler.

Def denilince akla gelen topluluklardan biri de Ezidiler’dir. Mezopotamya’da, Hakkari, Mardin, Batman, Urfa… gibi bölgelerde de yoğun varlık gösteren Ezidiler tarih boyunca kendilerine uygulanan baskılar ve katliamlar sonucu bugün sayıca azalmış, yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalmış ve dünyanın farklı bölgelerine dağılmışlardır. Def, Ezidiler için de kutsaldır. Hz. Adem’in yaratılışında bile cennetten indirilen defin sesinin etkili olduğuna dönük metinler mevcuttur. Bu anlamda kast sistemlerinin önemli bir sınıfını oluşturan ve Qewwal denilen müzisyenler Ezidiliğin kutsal günlerinde, Irak Laleş’teki hac merasimlerinde, kutsal ziyaretlerde veya cenaze merasimlerinde def ve kaval çalmakta, ibadetleri yönetmektedirler.

Görüldüğü gibi çok geniş bir coğrafyaya ve tarihe yayılmış olan defin anlatacak çok şeyi var. Farklı çalım teknikleri, makamları, usulleri ile inancı, sevinci, acıyı, umudu ve isyanı ruhunda bir arada taşıyor. Bu nedenle güçlü bir enstrüman. Bu nedenle def icracıları artıyor, defe olan merak günden güne büyüyor. Biliyoruz ki yaşam var olduğu sürece def de var olacak, Mevlana’nın şiirindeki gibi dile gelip yalvaracak:

Ne olur tenime dokun, dokun ki kendim olabileyim!

Yorum Yok

İlk Yorumu Siz Bırakın

Yanıtla